Erken Çocuklukta Duygusal Farkındalık

Geçen gün markette tam kasa sırasındayız, öndeki ufacık çocuk kendini bir anda yere bıraktı. Çığlık çığlığa ağlıyor. Yanındaki anne çaresiz, etraftakilerin bakışları ayrı bir dert... Muhtemelen bu sahne hiçbirimize yabancı değil. Hatta dürüst olalım, o çaresiz annenin yerinde olduğumuz zamanlar olmuştur.
O an çocukların yaşadığı şey aslında şımarıklık falan (evet ilk bakışta öyle duruyor) değil. İçlerinde dev gibi bir duygu fırtınası kopuyor ama o duygunun adını koymayı da, onunla ne yapacaklarını da bilmiyorlar. Tıpkı eline ilk kez direksiyon verilen birinin trafiğe çıkması gibi...
Duygusal farkındalık dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor. Çocuğun "Şu an çok öfkeliyim" diyebilmesi bir gecede olmuyor; İçinde kocaman büyüyen duyguları isimlendirme becerisini çocuk zamanla kazanıyor.
Peki Biz Neredeyiz Bu Resimde?
İşin aslı, kendimizde olmayan bir şeyi çocuğumuza veremeyiz. Bazen dökülen bir bardağa gereğinden fazla köpürüyorsak, dönüp bir kendimize bakmak lazım. Acaba gerçekten çocuğa mı kızıyoruz, yoksa günün tüm yorgunluğu ve çaresizliği mi o an patlıyor?
Korktuğumuzda öfkelenmek de en kestirme mekanizmalarımızdan biridir. Çocuk kalabalıkta elimizi bırakıp koştuğunda içimiz cız eder, ödümüz kopar; ama ağzımızdan çıkan ilk şey sert bir bağırma olur.
Çocuklar bizim duygusal radarımız gibidir. "Yok bir şeyim" desek de o gerginliği şıp diye sezerler. O yüzden işe önce kendi hislerimizi halının altına süpürmeyerek başlamamız gerekiyor. Günün sonunda ne kadar çok duyguyu isimlendirirsek onlara o kadar iyi rol model olabiliriz. Mesele bizim oğlum ile rutinlerimizden biri de uyku öncesi sohbetlerimizdir: '' Bugün aslında çok yorucu bir gün geçirdim, sana sesimi yükseltmek istememiştim.'' gibi.
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
Hepimizin düştüğü bazı ezberler var:
"Öfke, kıskançlık kötü duygudur": Duygunun iyisi kötüsü olmaz. Öfke sana "Sınırın ihlal edildi", korku da "Şu an güvende değilsin" der. Mesele hissettiğimiz şey değil, o hisle ne yaptığımız.
"Farkındalığı olan çocuk hiç ağlamaz": Bal gibi de ağlar, öfkelenir de. Tek fark, o fırtınanın gelip geçici olduğunu bilir, kendini tamamen kaybetmez.
"Üzüldü mü hemen dikkatini dağıt": Çocuğun elinden çikolatası düştü diye ağlarken hemen neşelendirmeye çalışmak "Bu hissettiğin saçma" mesajı verir. Bırakın o üzüntü bir süre yaşansın, akıp gitsin.
"Duygusunu kabul edersem şımarır": Duyguyu kabul etmekle her hareketi onaylamak aynı şey değil. Öfkelenmek en doğal hakkı ("Şu an çok kızgınsın, anlıyorum"), ama o öfkeyle kardeşine vuramaz ("...ama vurmak yok").
Bir Etkinlik Önerisi: Duygu Çarkı
Çocuklar uzun uzun laflardan pek bir şey anlamıyor. O yüzden duyguları somutlaştırmak işi çok kolaylaştırıyor.
Bunun için şöyle bir etkinlik işinizi görebilir: Kartondan bir daire kesip dilimlere ayırıyoruz. Her dilime renk renk yüz ifadeleri çiziyoruz (Mutlu, Öfkeli, Üzgün, Şaşkın, Sakin...). Ortasına da dönebilen küçük bir ok koyuyoruz.
Her akşam yatmadan önce çarkı çevirip "Bugün ok en çok hangi duyguda durdu?" ya da "Bu yüz ifadesini en son ne zaman yaşadın?" diye laflıyoruz. Bir bakmışsınız, gün içinde anlatmadığı her şey o çark sayesinde dökülmeye başlamış.
Amacımız çocuklarımızın hiç üzülmediği, hiç öfkelenmediği toz pembe bir dünya imajı değil. Amacımız; her duygunun bir misafir gibi gelip geçici olduğunu bilmelerini sağlamak.
Peki sizde durumlar nasıl? Çocuklar kriz anına girdiğinde siz en çok hangi yola başvuruyorsunuz? Yorumlarda buluşalım, yalnız olmadığımızı bilelim!




Yorumlar